8 Kasım 2010 Pazartesi
5 Ocak 2010 Salı
Farkında mısın hayat?
Ey hayat! Senin için sevinçlerimden mavi uçurtmalar, umutlarımdan dinlenilesi masallar, düşlerimden kağıt mendiller yaptığımı hissediyorum. Seni, sesini, gülüşünü, tenini ve çıplaklığını hissediyorum. Sonra da oturup sana bez bebekler dikiyorum, rüzgar oluyorum uçurtmalarına, denizlerine martı, uzaklarına yakın oluyorum. Ne zaman yüreğine çağırsan beni; tepeden tırnağa ısındığımı, seni, umutlarımı, insanları ve düşmanlarımı bile çok sevdiğimi hissediyorum. Sen bana yaşadığımı, sen bana kendini, sen bana mutluluğumu hissettiriyorsun. Sen bana kadınları sevdiriyorsun hayat.
***
Seni tanımış olduğum o gün, ömrümün yaşanılarak kazanılmış unutulmaz bir günüdür. Senin dünyadandaki yerimin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Nesin sen? Kimsin? Bak kalbim ellerine kaldı. Git de ellerini bulaştırma kalbime desem, içim acıyacak biliyorum. Ey hayat, hadi üstüme gel. Belli ki ağladığımı görmek istiyorsun. Olsun be, ben senin kabuğunu parçaladığını, ben senin sevgiye ve sevince açmak istediğini biliyorum ya. Sonra bir anlıyorumki hayat; seni anlamaya gelen herkese kocaman yenilgiler bağışlıyorsun. Farkındamısın bilmiyorum, oysa sen durmadan kendine ve aşka yeniliyorsun. Yenildikçe de derin bir iç kanama geçirip sarsılıyorsun. Durmadan yeminler ediyorsun kendinin ve gençliğinin üstüne. Sonra sıkıca örtüyorsun üstünü, hatırladıkça yenildiklerinin. Hatırladıkça utanıyorsun, utandıkça yeniliyorsun.
***
Gizlendiklerinde saklıyorsun kendini, sakladıklarına gizliyorsun isteklerini. Beynin zehirliyor kalbini. Oysa kalbin biliyor istediklerini, tıpkı usta bir bilici gibi. Korkuyorsun, ama korktuğundan korkmuyorsun. Tıpkı rüzgarda titreyen bir mum alevi gibi titreyerek, farkedilmekten, sezilmekten, hissettiklerinden,kendinden yüreğinden korkuyorsun. Hangi uçurumun kıyısına gitsen, dilin intiharın oluyor. Hangi dili sevsen, unutuyorsun o dile ait bütün sözcükleri. Ne yana baksan kendini ve kıyametini görüyorsun. Ne zaman sevsen tutuklu bir insanın çaresizliği ile irkiliyorsun. Uykularını bölen ıslıklardan ve kalbindeki tutsaklıktan kaçıyorsun. Kimi sevsen ondan ve kendinden utanıyorsun. Neye ısınsan ondan soğuyorsun. Sen yaşamayı seviyor, sevmeyi beceremiyorsun.
***
Yasağı olan her sevda, saklına bir acı daha ekliyor. Düşlediğin avlulara sızan her güneş, büyük bir karanlık bağışlıyor sana. Kaçıyorsun, soluk soluğasın nefes nefese kaçıyorsun. Kimden, neden kaçtığın belli değil. Mutluluklarını kullanmayı bilmeyen, şaşkın bir çoçuk gibisin adeta. Kalbin büyük bir çaresizlikle düşerken, ardına arkana bakmadan kaçıyorsun. Kalbin kimin seni kovalağını, kimlerden kaçtığını biliyor aslında. Aslında sen kendinden kaçıp kendini kovalıyorsun çocuk, acemi olduğun bu masalsı oyunda. Biliyorum yine yakınacaksın, yaşama dair bildiklerin ve yaşadıklarını bir bir sıralayarak bana, anlamıyor diyeceksin. Ya sen çoçuk, sen kendini anlamaya yetip de yetişebilecek misin? Sen kendini tanımıyorsun çocuk, sen kendini tanımadan tanıyıp kendini kandırıyorsun.
***
Bütün yalancı yüzler sahte itiraflarını satarken cesaret tüccarlarına bir bir, sense kalbini ve kendini aynada görmekten korkan, kayıp bir karmaşa olup çıkıyorsun. Anladım çocuk, anladım ki sen sevmeyi beceremiyorsun. Becerdiklerinle sevsen de yaşamı, sevdiklerinle beceremiyorsun aşkı.
***
Oysa uluorta bir yalan da olsa da dünya, mavi pencereni sonuna kadar açamıyorsun yaşama. Toprağa sıkı sıkıya sarılmış köklerin var biliyorum. Toprak diyorum, toprağa ama cesaretini süremiyorsun köklerinden dallarındaki yeşil yaprağa. Kazanmak için kazmıyorsun. Kazmak için kazıyorsun. Sonra sen dalıp gidiyorsun ve beyaz bir sis çöküyor Amasya'ya, senin de dalıp gittiğin bütün saatlerde ne Ferhat ile Şirin ne Yeşilırmak ne de elma bahçeleri ne de ben yokuz aslında. Sadece dalıp gittiğin anlar, kral mezarları kayalıkları ve beyaz bir sis var kendini gerçek diye zamana yutturup duran.
***
Şimdi saçlarında tarifsiz renkler eteklerinde asi rüzgarlarla hangi dağı tırmansan bir fırtına karşılar seni, hangi sokağa çıksan peşinde sakallı bir küfür gezinip durmakta. Hangi umutsuz ve gerçeksiz yalanı sevsen, çocukça bir doğrun ağlamakta. Ama ben sana sokakları serserice yürü demiştim çocuk, ömrünü asice yaşa.
Diyorum ya hangi ırmakta çırılcıplak yıkansan çıplaklığına dokunan sular donmakta, hangi güneşe sarılsan kocaman mavi bir gök yırtılmakta, ne zaman nefes alsan dünya durmakta, hangi yana yürüsen gittiğin yollar tıkanmakta, ama sen farkında değilsin ki çocuk. Oysa sen delirdikçe, yaşam seni daha da ciddiye almakta.
***
Ey hayat! Oysa biraz baksan göreceksin, biraz görsen bakacaksın; hayal ettiklerin ve umutların, gözlerine kurduğum o mavi salıncakta sallanıp durmakta.
***
Seni tanımış olduğum o gün, ömrümün yaşanılarak kazanılmış unutulmaz bir günüdür. Senin dünyadandaki yerimin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Nesin sen? Kimsin? Bak kalbim ellerine kaldı. Git de ellerini bulaştırma kalbime desem, içim acıyacak biliyorum. Ey hayat, hadi üstüme gel. Belli ki ağladığımı görmek istiyorsun. Olsun be, ben senin kabuğunu parçaladığını, ben senin sevgiye ve sevince açmak istediğini biliyorum ya. Sonra bir anlıyorumki hayat; seni anlamaya gelen herkese kocaman yenilgiler bağışlıyorsun. Farkındamısın bilmiyorum, oysa sen durmadan kendine ve aşka yeniliyorsun. Yenildikçe de derin bir iç kanama geçirip sarsılıyorsun. Durmadan yeminler ediyorsun kendinin ve gençliğinin üstüne. Sonra sıkıca örtüyorsun üstünü, hatırladıkça yenildiklerinin. Hatırladıkça utanıyorsun, utandıkça yeniliyorsun.
***
Gizlendiklerinde saklıyorsun kendini, sakladıklarına gizliyorsun isteklerini. Beynin zehirliyor kalbini. Oysa kalbin biliyor istediklerini, tıpkı usta bir bilici gibi. Korkuyorsun, ama korktuğundan korkmuyorsun. Tıpkı rüzgarda titreyen bir mum alevi gibi titreyerek, farkedilmekten, sezilmekten, hissettiklerinden,kendinden yüreğinden korkuyorsun. Hangi uçurumun kıyısına gitsen, dilin intiharın oluyor. Hangi dili sevsen, unutuyorsun o dile ait bütün sözcükleri. Ne yana baksan kendini ve kıyametini görüyorsun. Ne zaman sevsen tutuklu bir insanın çaresizliği ile irkiliyorsun. Uykularını bölen ıslıklardan ve kalbindeki tutsaklıktan kaçıyorsun. Kimi sevsen ondan ve kendinden utanıyorsun. Neye ısınsan ondan soğuyorsun. Sen yaşamayı seviyor, sevmeyi beceremiyorsun.
***
Yasağı olan her sevda, saklına bir acı daha ekliyor. Düşlediğin avlulara sızan her güneş, büyük bir karanlık bağışlıyor sana. Kaçıyorsun, soluk soluğasın nefes nefese kaçıyorsun. Kimden, neden kaçtığın belli değil. Mutluluklarını kullanmayı bilmeyen, şaşkın bir çoçuk gibisin adeta. Kalbin büyük bir çaresizlikle düşerken, ardına arkana bakmadan kaçıyorsun. Kalbin kimin seni kovalağını, kimlerden kaçtığını biliyor aslında. Aslında sen kendinden kaçıp kendini kovalıyorsun çocuk, acemi olduğun bu masalsı oyunda. Biliyorum yine yakınacaksın, yaşama dair bildiklerin ve yaşadıklarını bir bir sıralayarak bana, anlamıyor diyeceksin. Ya sen çoçuk, sen kendini anlamaya yetip de yetişebilecek misin? Sen kendini tanımıyorsun çocuk, sen kendini tanımadan tanıyıp kendini kandırıyorsun.
***
Bütün yalancı yüzler sahte itiraflarını satarken cesaret tüccarlarına bir bir, sense kalbini ve kendini aynada görmekten korkan, kayıp bir karmaşa olup çıkıyorsun. Anladım çocuk, anladım ki sen sevmeyi beceremiyorsun. Becerdiklerinle sevsen de yaşamı, sevdiklerinle beceremiyorsun aşkı.
***
Oysa uluorta bir yalan da olsa da dünya, mavi pencereni sonuna kadar açamıyorsun yaşama. Toprağa sıkı sıkıya sarılmış köklerin var biliyorum. Toprak diyorum, toprağa ama cesaretini süremiyorsun köklerinden dallarındaki yeşil yaprağa. Kazanmak için kazmıyorsun. Kazmak için kazıyorsun. Sonra sen dalıp gidiyorsun ve beyaz bir sis çöküyor Amasya'ya, senin de dalıp gittiğin bütün saatlerde ne Ferhat ile Şirin ne Yeşilırmak ne de elma bahçeleri ne de ben yokuz aslında. Sadece dalıp gittiğin anlar, kral mezarları kayalıkları ve beyaz bir sis var kendini gerçek diye zamana yutturup duran.
***
Şimdi saçlarında tarifsiz renkler eteklerinde asi rüzgarlarla hangi dağı tırmansan bir fırtına karşılar seni, hangi sokağa çıksan peşinde sakallı bir küfür gezinip durmakta. Hangi umutsuz ve gerçeksiz yalanı sevsen, çocukça bir doğrun ağlamakta. Ama ben sana sokakları serserice yürü demiştim çocuk, ömrünü asice yaşa.
Diyorum ya hangi ırmakta çırılcıplak yıkansan çıplaklığına dokunan sular donmakta, hangi güneşe sarılsan kocaman mavi bir gök yırtılmakta, ne zaman nefes alsan dünya durmakta, hangi yana yürüsen gittiğin yollar tıkanmakta, ama sen farkında değilsin ki çocuk. Oysa sen delirdikçe, yaşam seni daha da ciddiye almakta.
***
Ey hayat! Oysa biraz baksan göreceksin, biraz görsen bakacaksın; hayal ettiklerin ve umutların, gözlerine kurduğum o mavi salıncakta sallanıp durmakta.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
