Afacan-Mavi ELA ELA LEĞOSE, KRİFAS KATNALEĞOSE Sepeti yere bırakan delikanlı, biraz da telaşla.._''Herhalde gelmeyecek''dedi._''Söz vermişse gelir '' Sen devam et .''işimizi bitirelim de... dedi arkadaşı. Artık akşam olmuştu. Gökyüzü çarşaf gibi,ay köyü aydınlatıyordu.karşıdaki ormandan ara sıra çakal sesleri ile karışık,şelalenin belli belirsiz uğultusu geliyordu. Kızlar erkekler, neşe içinde sepetlerindeki toprağı, tarlanın yukarı kısmına boşaltarak, tekrar aşağıya yöneliyorlardı.Dönüş yolu yokuş aşağı, ve sepetleri boş olmasına rağmen,sohbet için müsait olmalı ki.. dönüş daha uzun mu sürüyordu ne? Tarlanın aşağısında, sepetleri doldurmak için bekliyen gençler, neşe içinde gelenlerin dinlenmesine fırsat vermeden, sepetleri dolduruyor, sigara molası için, kendilerini toprağın üstüne atıyorlardı. İmece bir hafta önceden kararlaştırımış,haber salınmıştı gençlere, maksat toprak taşımak değil, iş bittikten sonraki horon... Sert esen rüzgar ve yağmur, tarlanın toprağını aşağıya doğru kaydırarak verimi düşürüdüğü için, yaz başlarında,tarlanın aşağısında biriken toprak, bir veya iki metre eninde, kırk elli santim derinliğinde kazılarak, sepetlerle tarlanın yukarısına taşınır.'' Bu iş için, ''Gününe gün'' denen (irğadiya) yani ''İmece'' düzenlenirdi. Ödünç alınan,bir gün geri verilecek emek anlamında...Tamamen bir gönül ve paylaşım işi.. Yorucu ama, işin sonunda eğlence varsa,hayır diyen olmazdı. Hele bir de,eğlencede ''Afacan'' kaval çalacaksa..Toprağın taşınma işi, akşamın ilerlemiş saatlerinde bitmişti. Gençler sepetlerini ahırın kanarına atarak, biraz dinlenmek için, kapı ağızında yere çöktüler. Sözlü şakalaşmlar başlamıştı! Kim az taşıdı? kim çok taşıdı? kim kaytardı? İçerden, herkese ayran dağıtıldı. Artık imecenin meyvesi olan horon zamanı gelmişti. Yorgunluk hat safhadaydı ama, kimin umurunda?..Karanlık da olsa, Mustafa ile Zehra'nın kaçamak bakışları, diğerleri tarafından akalandı, gülüşmelerle geçiştirildi.. Rakan tarafından,belli belirsiz birisinin farkedilmesi,hareketlenmelere yol açtı. Ay ışığında tek başına gelenin, Afacan olduğu belliydi. Üst yoldan eve doğru yönelmesi ile herkes, karşılamak için ayağa kalktı. Maviye çalan gözleri,sevecen bakışlerı, otoriteyi elden bırakmıyan tavrı ile, _''Selamünanaleyküm'' dedi kalabalığa._'Aleykümselam''diyen gençler, hemen dinlenmesi için yer verdiler. Afacan bir gençlere baktı,bir de horonun yapılacağı yere..Altın dişlerini ortaya çıkaran gülümsemesi ile enerjik bir görüntüsü vardı. Bütün köylerdeki eğlencelerde, o tercih edilirdi. Bayan olmasına rağmen, erkek gibi giyinmek, ona sportif ve pratik geliyordu. Ayaklarında kabaralı erkek çabulası..Pantolonu , beyaz çizgili erkek gömleği ve üstünde bağladığı peştemalı... Her zaman ceketliydi,yeleği, zinciri parıldayan köstekli saati.. Başında fesi ve etrafından sararak kulağından aşağı sarkıttığı, poşiye benzer keşanı, ona ayrı bir hava veriyordu. Parmaklarında çeşitli gümüş yüzükler, Kolunda saati,Çeketinin altından apaçık belli olan tabancası..İllaki sigarası. Erkeği andıran tavırları,sert yürüyüşü ve kararlı duruşu ile, bataryasını teftişe gelmiş topçu subayı gibiydi. Bekleyenler, hemen çayırların yanındaki geniş alanda, horon için yerlerini aldılar. Afacan, belinden sıyırdığı kavalını, prova edip, hafif bir yol havası ile giriş yaptıkdan sonra erkeklerin horonu başladı. Bir saate yakın, kan ter içinde kalıncaya kadar oynadılar. Şimdi Sıra kızlara gelmişti.iki erkek peşinden devamla kızlar oynayacak, ikinci erkek mustafa, elinde oynayacak kız, zehra olacağı, izlenen ince diplomasi sayesinde hınzırca, önceden kızlar tarafından planlanmıştı. Yabancı köylerden kimseler olmadığı için, kızların başı açık.. Keşanlar boyundan arkaya atılmış vaziyette.. Düz horon, atlama,sallama sık sara ve diğer oyun çeşitleri.. Yanakları şışıp indikçe, kavaldan dökülen nağmeler, gençleri coşturmaya yetmiş, ayaklarını yere daha bir ahenkle vuruyorlardı. Enstrüman üzerindeki hakimiyeti,yörenin folklörik yapısını iyi bilmesi,farklı bir melodik yapı ile, horona yön verebilme becerisi, Afacan'ı vazgeçilmez kılıyordu. Saatler ilerledikçe,Gençler durmak,afacan da, yorulmak nedir bilmiyordu.Bu eşsiz kaval virtiözü, ayağıyla yerde tempo tuttukca, çayırlardan kalkan toz zerrecikleri,tavana doğru yükseliyordu. Genckızlar ve delikanlılar, türkününün akışına uygun,ritmik ve estetik biçimde, kollar aşağıda,bazan kıvrık,bazen da yukarda... Eğilerek, diklenerek, bazen sert, bazan yumuşak biçimde, ayaklarını yere vurarak, arkadaşlarının el çırpmalarına gülümseyerek cevap veriyorlardı. Kafalarını sağa sola sallıyarak..Bazan melodiye eşlik ederek coştukca, balkonlardaki arkadaşları silahlara sarılıyor, peşpeşe karanlığı sese doğuyorlardı. Kalanas, Makiyanos, Fotgene,Havaşo'ya kadar eğlencelerinin haberi, komşu evlere kadar da, barutun kokusu ulaşıyordu... Horonun en coşkulu anında,''Tak'' diye bir ses... Afacan kavalını yere bırakıyor...herkes öylece kalıyor. Geleneğe uygun, Kavalın üstüne erkekler kesesine göre, para bırakıyor.. Genclerden biri parayı toplayım Afacan'ın yeleğinin cebine koyuyor.Kavalı yerden alan Afacan, kaldığı yerden devam ediyordu. Lüks ışığı altında gençler,terleyen yüzlerini silerken, daha bir iştahla asılıyorlardı oyuna. Mustafa ile Zehra'yı, arkadaşları horondan ayırıp, yerlerine yedekde el çırpanları aldılar. Onlar da bir köşeye çekilip sohbete başladılar. Horonu erkekler idare ediyormuş gibi görünse de,eğlencenin tamamını kızların idare ettiği belli oluyordu. Afacan'ın bu işte, en iyisi olduğu tescilliydi. Burdaki heyecenı ve coşkuyu da, kariyerinin sayfalarına yazdırmak istercesine, çeşitlemeler yapıyor, nağmenin ayrıntılarına geçiyor,türküye renk ve boyut kazandırarak,dantel gibi işliyordu. Horonda, kavalın nasıl çalınabileceğini işaret ediyor,melodiyi gelecek nesillere aktarabilmek için,alnından akan terin karşılığı olarak,herkesin yüreğine kazımasını istiyordu.. Kaval çalarken, gözleri ile gençlerin ayaklarını izleyip,tavırlların otantik, hareketlerin şirazesinde olmasına özen gösteriyordu. Biten ''İmece,, gecesinde,dostluğun, arkadaşlığın, yardımlaşmanın huzuru içinde, uçan halıya binen gencler, minnet ve şükran duyguları ile, büyük kaval ustasını, horon'un sonunda,fotgene'ye doğru gecenin karanlığında yolcu ediyorlardı. Elinde feneri, belinde parabellum tabancası ile.. Nuriçinde yat.. Afacan-mavi..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder